Kamil FERATOĞLU (151820051032) - 28 nisan
   
  ANASAYFA
  DİŞLİLER VE ÇEŞİTLERİ
  DİŞLİLERİN İMALAT YÖNTEMLERİ
  BAZI DİŞLİ ÇARK RESİMLERİ
  ŞUBAT 2008
  MART 2008
  NİSAN 2008
  => 1 nisan
  => 2 nisan
  => 3 nisan
  => 4 nisan
  => 5 nisan
  => 6 nisan
  => 7 nisan
  => 8 nisan
  => 9 nisan
  => 10 nisan
  => 11 nisan
  => 12 nisan
  => 13 nisan
  => 14 nisan
  => 15 nisan
  => 16 nisan
  => 17 nisan
  => 18 nisan
  => 19 nisan
  => 20 nisan
  => 21 nisan
  => 22 nisan
  => 23 nisan
  => 24 nisan
  => 25 nisan
  => 26 nisan
  => 27 nisan
  => 28 nisan
  => 29 nisan
  => 30 nisan
  MAYIS 2008
  HAZİRAN 2008
  İSTATİSTİK ÖDEVİ
  Otomobillerde Kullanılan Kasa Tipleri
  Çift Vatandaşlık

GAP'ın umudu işsizler!
Taylan ERTEN
28.04.2008 - 08:53


Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) geçmişi 1970'li yıllara kadar uzanır. Keban Barajı (1974), Karakaya Barajı (1987), GAP tarihinin ilk temel taşları.

Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) geçmişi 1970'li yıllara kadar uzanır. Keban Barajı (1974), Karakaya Barajı (1987), GAP tarihinin ilk temel taşları. Atatürk Barajı ise GAP'ın doğuşunu simgeler (1992). Güneydoğu Anadolu'nun "bütünleşik bölgesel kalkınma" projesi olarak GAP, 1989 yılında hazırlanan "master plana" göre 2005 yılında tamamlanmış olacaktı: Enerji ayağında ayağında 22 baraj, 19 hidroelektrik santralı. Bu, yılda toplam 27 milyar kilovatsaat elektrik, 1.7 milyon hektar sulama demekti.

"Master plan" hedefleri tutmadı. 2002 yılında projenin tümüyle bitiş tarihi 2010'a uzatıldı. Toplam 32 milyar dolarlık yatırım planlanmıştı. 17 milyar dolarda kaldı. Şimdi de AKP Hükümeti'nin planı tutarsa GAP 8 milyar YTL, (yaklaşık 6.1 milyar dolar) ilave harcamayla 5 yıl sonra tamamlanacak.

Bugün durum şu: Toplamda kabaca 17 milyar dolarlık harcama, yüzde 54  gerçekleşme. Nispi başarı enerjide: Hedeflere yüzde 70 oranında varıldı. Sulama ise tam bir fiyasko. 1.7 milyon hektar hedefe karşılık 230 bin hektar, yüzde 13 gerçekleşme. Sulanabilen alanlarda da "taban suyu" ve "tuzlanmadan" kaynaklanan ağır tahribat.

Biraz daha "vurucu" yazalım: 1.7 milyon hektar yerine 230 bin hektar, GAP'ın sulama-tarım ayağında büyük fiyasko. Ama, sulanan alanların "sulanarak kurutulması" daha büyük bir fiyasko. Özellikle Harran Ovası bu tahribatın tehdidi altında. Altyapı yatırımlarında da GAP'ı bütünüyle olumsuz etkileyen büyük gecikmeler söz konusu.

Hükümetin, bir kısmı belki kaçınılmaz ama çoğu siyasi ihmal, ekonomik krizler, kaynak sorunları, bürokratik ağırdan almalar gibi nedenlerle haddinden fazla geciken GAP'ı 5 yıl sonra da olsa bitirecek bir "siyasi niyeti" ortaya koyması olumlu. Fakat, bulduğu finansman modeli adet‰  "Zihni Sinir" imzasını taşıyor!

Sosyal güvenlik budanırken...

Devletin anayasal sosyal güvenlik yükümlülüğünü yerli yabancı tüm akıl hocalarıyla birlikte bıktırıcı bir "koro halinde "Türkiye'yi batıran kara delik" olarak il‰n edenler öyle bir "reform" yaptılar ki, evlere şenlik! Yasanın toplamından "sosyal güvensizlik" çıktı. Emeğin temel hakları budandı. "Kara deliğin" tüm sorumluluğu emekçi kesimlerin sırtına vuruldu.

Şimdi, sıra işsizlerin "sosyal güvenliğine" geldi. Öyle bir geldi ki, 30 yıldır tamamlanamayan GAP'ın finansmanı İşsizlik Sigortası Fonu'nun (İSF) sırtından çıkacak. Bitmedi: Bugün gizlisi saklısı açığıyla çalışma çağındaki her 100 kişiden 20'sinin işsiz gezindiği bu ülkede "işsizler sınıfı" GAP'ın yanı sıra bir de gençlerin ve kadınların istihdamını teşvik edecek!

Bu mantığı tartmanın imk‰nı yok. Ne o dillerden düşürülmeyen mali disipline, ne de yasayla sadece "işsizler" için kurulmuş fonun amacına uyuyor. İSF adı üstünde "işsizlik fonu". İş bulamayanın, işinden kovulanın "kısa süreli" desteği. Yasasında, "işsizler istihdama da katkıda bulunur" diye bir madde yok!

"İstihdam" ise işçinin kıdem tazminatına, asgari ücretine, sağlık harcamalarına; yani asgari temel yaşam haklarına "kara delik" aşağılamasıyla göz dikenlerin çözmesi gereken bambaşka bir mesele. Öyle, işsizin fonuyla altından kalkılacak bir iş değil. Yıllardır "kıdem tazminatları yüksek, vergi-prim yükü ağır, sosyal güvenlik Türkiye'yi batırıyor. Bunlar olmasa bakın ne harikalar yaratırız"dan başka "türkü" bilmeyenler bakalım İSF'nin amaç dışı kullanılmasıyla yaratılacak gerçek "kara deliğe" ne diyecekler?

İşsizlik Sigortası Fonu'ndan GAP'a kaynak arayışı
Tevfik GÜNGÖR
28.04.2008 - 08:54


İşsizlik ödeneğine hak kazanan sigortalı işsizlere, -İşsizlik ödeneği ödenecektir. Bu ödenek, sigortalı işsizin çalışmış olduğu süre ile doğrudan ilişkilidir.

İşsizlik sigortası bir işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına rağmen, kendi istek ve kusuru dışında işini kaybedenlere, uğradıkları gelir kayıplarını kısmen de olsa karşılayarak kendilerinin ve aile fertlerinin zor duruma düşmelerini önleyen, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren, devlet tarafından kurulan zorunlu bir sigorta koludur.

İşsizlik sigortası, zorunlu bir sigortadır. Sigortaya kaynak yaratmak, fon oluşturmak amacıyla 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 77'nci ve 78'inci maddelerinde belirtilen prime esas aylık brüt kazançlar üzerinden;

Sigortalı yüzde 2,

İşveren yüzde 3,

Devlet yüzde 2 oranında prim ödeyecektir.

Bir başka deyişle, işsizlik sigortası prim ödemelerinde; sadece işçi ve işveren değil, devlet de bu sisteme her bir sigortalı için katkıda bulunacaktır. Ayrıca, İşsizlik Sigortası Fonu'nun olası açıkları da devlet tarafından karşılanacaktır.

İşsizlik ödeneğine hak kazanan sigortalı işsizlere,

-İşsizlik ödeneği ödenecektir. Bu ödenek, sigortalı işsizin çalışmış olduğu süre ile doğrudan ilişkilidir. Sigortalı işsizler prim ödeme sürelerine göre; en az 180, en fazla 300 gün süre ile işsizlik ödeneği alabileceklerdir.

-İşsizlerin ödenek aldıkları süre içinde; hastalık ve analık sigortası primleri, Sosyal Sigortalar Kurumu'na veya bağlı oldukları özel emekli sandıklarına yatırılacaktır. Dolayısıyla; sigortalı işsizler ve geçindirmekle yükümlü oldukları aile fertleri, hastalanmaları halinde sağlık hizmetlerinden yararlanacaklardır.

-İşsizlik ödeneği alan sigortalı işsizlere, doktor raporu ile istirahatli kılındıkları süre içinde geçici işgöremezlik ödeneği ödenecektir.

-İşsizlik ödeneği alan sigortalı işsizlere, işgücü piyasası ve mesleki eğitim alanında danışmanlık hizmeti verilecektir.

-Meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimi verilecektir.

-İşsizlik ödeneği alan sigortalı işsizlere, yeni bir iş bulmalarında yardımcı olunacaktır.

-120 günü kesintisiz olmak üzere, son üç yıl içinde en az 600 gün süre ile prim ödemiş olup da kendi istek ve kusurları dışında işsiz kalanlar,

-Hizmet akitleri, işveren tarafından feshedilenler,

-Hizmet akitleri; sağlık sebepleri, işverenin kanunda belirtilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları ve işçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler nedeniyle bizzat kendileri tarafından feshedilen sigortalı işçiler,

-Sağlık sebepleri veya işyerinde işçiyi bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan bir zorlayıcı sebebin ortaya çıkması halinde işveren tarafından hizmet akdi feshedilenler,

-Belirli süreli hizmet akdi ile çalışmakta olup da sürenin bitiminde işsiz kalanlar,

-İşyerinin el değiştirmesi veya başkasına geçmesi; kapanması veya kapatılması, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedenleriyle işten çıkarılmış olanlar,

-Özelleştirme nedeniyle hizmet akdi sona erenler, işsizlik ödeneğine hak kazanırlar.

İşsizlik ödeneğine hak kazananların, bu ödenekten faydalanmak üzere İşten Ayrılma Bildirgesi ile birlikte hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içinde, İŞKUR'un en yakın ünitesine başvurmaları gerekmektedir.

İşsizlik ödeneği alabilmek için dört temel koşul öngörülmüştür.

1- Hizmet akdinin sona erdiği tarihten önceki son 3 yıl içinde en az 600 gün sigortalı olarak prim ödenmiş olması,

2- İş akdinin feshedildiği tarihten geriye doğru kesintisiz hizmet aktinin 120 gün prim ödenmiş olması,

3- Hizmet akdinin, İşsizlik Sigortası Kanunu'nun 51'inci maddesinde sayılan hallerden birisine dayalı olarak sona ermiş olması,

4- Sigortalı işsizin, İşten Ayrılma Bildirgesi'ni işten ayrıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde İŞKUR'un ilgili ünitesine doğrudan başvurarak vermesi.

Bu şartları taşıyan işsizlerden,

-600 gün prim ödemiş olanlara 180 gün,

-900 gün prim ödemiş olanlara 240 gün,

-1080 gün ve daha fazla prim ödemiş olanlara 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği ödenir.

Sigortalı işsizler, işsizlik ödeneğinden yararlanma süresini doldurmadan tekrar işe girer ve işsizlik ödeneğinden yararlanmak için kanunun öngördüğü şartları yerine getiremeden yeniden işsiz kalırlarsa, daha önce hak ettikleri sürelerini dolduruncaya kadar bu haktan,

İşsizlik ödeneğinden yararlanmak için kanunun öngördüğü şartları yerine getirmek suretiyle yeniden işsiz kalırlarsa, sadece bu yeni hak sahipliğinden doğan süre kadar işsizlik ödeneği alabilirler

İşsizlik sigortası kesintilerinden oluşan fonda beklenenin çok üzerinde bir birikim oluştu. Son bilgilere göre, fondaki birikim, Mart 2008 itibarıyla 32.7 milyar YTL düzeyinde. Toplam birikimde devlet katkı payının 3.4 milyar YTL olduğu bu paranın nemalandırılmış halinin (faiz ile çoğalan rakamının 8 milyar YTL olduğu belirtiliyor.

Hükümetin şimdilerde bu fon kaynaklarını iki amaçla kullanmak istiyor. (1) GAP'ın sulama projeleri bu fondan bulunan kaynakla finanse edilecek. (2) Genç ve kadın işsiz istihdamını teşvik tedbirleri faturası bu fondan sağlanan imkanlarla ödenecek.

GAP'a kaynak aktarmak için 1 puanlık devlet katkısı ile bunların neması belirlenerek, bu kaynağın 2008 yılı nemasının GAP'a aktarılmak üzere Hazine'ye devredilmesi öngörülüyor.

Fondaki bu kaynak yüzde 15 oranında nemalandırılsa, GAP ve kalkınmakta olan yörelere yılda 1.2 milyar YTL aktarılabileceği belirtiliyor. Bu kaynak, aynı faiz düzeyinde kalındığı varsayımıyla 5 yılda toplam 6 milyar YTL'ye ulaşacak.

18-29 yaş arasındaki gençler ile yaş şartı olmaksızın kadınların istihdamına dönük olarak verilecek teşvik de dahil edilince toplam faturanın 10 milyar YTL'yi aşacağı hesaplanıyor.

Bugüne kadar da fondaki birikim iştah kabartmıştı. Ancak, IMF, fonun kullanımına izin vermemişti.

Önümüzdeki günlerde IMF ile ilişkilerin şeklinin değişecek olması, fon kaynaklarından kullanım girişimini öne çıkardı.

Dışa bağımlı enerji politikalarımız

28.04.2008 - 08:59


20. yüzyılda yaşanan Birinci ve İkinci Dünya savaşlarıyla, 21. yüzyılın hemen başında patlak veren ve halen devam etmekte olan Irak Savaşı'nın arkasındaki gerçek nedenin enerji olduğu herkes tarafından kabul edilmeye başlandı.

Serdar İSKENDER / Makine Yüksek Mühendisi

20. yüzyılda yaşanan Birinci ve İkinci Dünya savaşlarıyla, 21. yüzyılın hemen başında patlak veren ve halen devam etmekte olan Irak Savaşı'nın arkasındaki gerçek nedenin enerji olduğu herkes tarafından kabul edilmeye başlandı. Uluslararası sınırların bile enerji kaynakları dikkate alınarak çizildiği artık biliniyor. Ne de olsa, petrol başta olmak üzere doğal gaz, kömür tükenir kaynaklardır ve mutlaka tükeneceklerdir. Enerji kaynaklarıyla ilgili yeni rezervler bulunmadığı takdirde, artan dünya nüfusu, küreselleşen ve büyüyen dünya ekonomisi enerji fiyatlarının daha da yükselmesini sağlayacaktır. Böylelikle, yeni dünya düzenine geçişte, enerji kaynakları dikkat edilmesi gereken belirleyici bir unsur olacaktır. Dolayısıyla, 21. yüzyıla "Enerji Çağı" denilmesi abartı olmayacaktır.

İhtiyaç duyduğu enerjiyi, zamanında, ekonomik, temiz, güvenilir ve çevreye zarar vermeden, yerel kaynaklarını kullanarak üretemeyen ülkeler, kalkınma ve gelişmenin en önemli girdisi olan enerjide dışa bağımlı yaşamak durumunda kalmışlardır. 21. yüzyılda, ulusal bağımsızlık, enerji alanındaki bağımsızlığa endekslenmiştir. Dünya nüfusundaki artışa karşın, enerji kaynaklarının nüfus artış hızından daha düşük oranlarda artması, enerji kaynaklarını yeni dünya düzeninin oluşumunda çok önemli bir aktör durumuna getirmiştir. Tüm dünyadaki enerji kaynaklarının efendileri, enerji kaynakları üzerindeki hegemonyalarını artırabilmek için enerji kaynaklarının üzerinde bekçilik yapan ülkeleri sıkıştırmaya ve üzerlerindeki baskıyı artırmaya devam etmektedirler. Ortadoğu, Kafkaslar'da bulunan az gelişmiş ve gelişmelerine izin verilmeyen ülkeler, enerji kaynaklarının azalmasıyla beraber, Demokles'in Kılıcı'nın gölgesini daha yoğun olarak enselerinde hissetmeye başlayacaklardır.

Büyük Enerji Fotoğrafı, geçmişte olduğu gibi gelecekte de, yaşanabilecek krizlerin temelinde yerini alacaktır. Enerji kaynakları fakiri olan dünya devleri, petrol ve doğal gazın tahakkümünden kurtulmak için hidroelektrik, nükleer, rüzgar, güneş, hidrojen, jeotermal, biyogaz gibi yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları için çok ciddi mücadeleler verseler de, artan nüfus artışı, büyüyen dünya ekonomisi karşısında petrol ve doğal gazın tahtını sarsamayacaklardır.

Dünyadaki enerji resmi her geçen gün kararmaktadır. Kararan resim, petrol ve doğalgaz kaynakları açısından fakir sayılabilecek ülkemizi içerisinden çıkılmaz bir cendereye çekmektedir. Enerji politikaları hükümetlerin üzerinde, Devlet Politikaları olmalıdır. Hükümetler değişse bile, devlete ait olan doğru enerji politikaları değiştirilmemeli ve dışa bağımlılığı azaltacak enerji politikaları uygulanmalıdır. Diğer taraftan enerji politikaları, uzun vadeli politikalardır. Enerji ile bugün alacağınız bir kararın ya da politika değişikliğinin etkisi, 20-25 yıl sonra ortaya çıkabilecektir. Bugün, ülkemizin enerji konusunda yüksek oranlarda dışa bağımlılığı, yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarını istenilen oranlarda kullanamaması, nükleer enerjiyi kullanarak elektrik üretimine henüz başlayamaması, enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu konusunda yeterli gelişmenin sağlanamaması, Devlet Politika'sı haline dönüştürülememiş, enerji politikalarımızdan kaynaklanmıştır.

Ülkemizde, enerji üretim ve tüketiminin farklı eğilimlerle gelişim göstermesi, uygulanan yanlış enerji politikaları sonucunda, 1970 yılında yüzde 76 olan üretimin tüketimi karşılama oranı 2000 yılında yüzde 35, 2005'te yüzde 27, 2007'de ise yüzde 25 değerine kadar düşmüştür. Önümüzdeki yıllar için yapılan olan enerji projeksiyonlarında bu azalmanın hızlı bir şekilde devam ederek, 2020 yılında üretimin tüketimi karşılama oranının yüzde 20 seviyelerine düşmesi beklenmektedir. Bu durum ülkemizin enerji açısından dışa bağımlılığının artmasına ve dolayısıyla giderek artan döviz kaybına yol açacaktır. 1996 yılında 3,41, 2000 yılında 4,208 milyar dolar petrol ithalatı yapan ülkemizin, 2007 yılındaki ithalatı 12 milyar dolar değerine ulaşmıştır.

İhtiyacı olan petrolü yıllardır ithal eden Türkiye, son yıllarda doğalgaz ithalatını da artırmaya başlamıştır. Türkiye, ilk doğalgaz ithalatını 1987 yılında gerçekleştirmiştir. 1987 yılında 433 milyon metreküp doğalgaz, Rusya Federasyonu'ndan ithal edilmiş. İlk doğalgaz ithalatımızdan bugüne kadar 20 yıl geçmiş ve 2007 yılı sonu itibariyle yıllık doğalgaz tüketimimiz 433 milyon metreküpten, 30 milyar metreküpün üzerine çıkmıştı. 2007 yılı sonu itibariyle, toplam enerji tüketimimizin yaklaşık yüzde 23'ünü, elektrik tüketimimizin de yüzde 50'si doğalgazdan karşılanmaya başlanmıştır. 1987'den bugüne kadar geçen 20 yıllık süreçte, doğalgaz kullanımındaki öngörülemeyen bu büyük artış, enerji üretimi açısından dışa bağımlı olan ülkemizi, daha da dışa bağımlı bir konuma getirmiştir. Uzun yıllardır petrol ithalatına bağlı yaşayan ve petrol fiyatlarındaki artıştan olumsuz etkilenen Türkiye, yaşanan süreçte enerji ve elektrik üretiminde doğalgaz bağımlısı olmuştur. Petrol varil fiyatlarındaki artışa endekslenmiş olan doğalgaz fiyatlarının, petrol fiyatlarıyla birlikte artışı ülkemizin yapmış olduğu doğalgaz ithalatı faturasının da sürekli kabarmasına neden olmaktadır.

Enerjide dışa bağımlı yaşayan Türkiye, enerji ithalatında her yıl rekorlar kırmasına karşın, hidroelektrik, rüzgar, güneş, jeotermal, biyoenerji gibi yerli kaynaklarını değerlendirememiş, dünya elektrik üretiminin yüzde 16'sını karşılayan nükleer enerji alternatifiyle de tanışmayı başaramamıştır. Hidroelektrik enerji potansiyelimizin yüzde 65'i, rüzgar enerjisi potansiyelimizin yüzde 98'i, jeotermal enerjimizin yüzde 97'si, güneş enerjimizin ise neredeyse tamamı, elektrik üretiminde değerlendirilmeyi beklemektedir.

Enerjide dışa bağımlılığımızın azaltılması için öncelikli olarak hidroelektrik, rüzgar, jeotermal, biyoenerji gibi yeni, yerli ve yenilenebilir tüm enerji kaynaklarımız değerlendirilmelidir. Tüm yenilebilir ve çevreci enerji kaynaklarımız değerlendirilse bile, artan enerji talebimizin karşılanmasında nükleer enerji alternatifi de mutlaka dikkate alınmalıdır. Ayrıca, "En ucuz enerji tasarruf edilen enerjidir" gerçeğinden hareketle, ülke genelinde, enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu konusunda etkin çalışmalar başlatılmalıdır. Binalarda, sanayide, ulaşımda enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufuna yönelik çalışmalar, projeler teşvik edilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. 

Dolar için kritik bir haftaya giriyoruz
Arzu TOKTAY
28.04.2008 - 09:04


Değerli okuyucular bu hafta yapılacak FED toplantısı piyasaların önündeki perdelerden birini kaldıracak gibi görünüyor.

Değerli okuyucular bu hafta yapılacak FED toplantısı piyasaların önündeki perdelerden birini kaldıracak gibi görünüyor. Rekor seviyelere yükselen enerji fiyatlarının da yarattığı baskı ile enflasyon endişesi artık Amerikan Merkez Bankası için de önemli hale geldi. Şube başkanlarının açıklamalarına ve FED politikalarının yakın takipçilerine göre 25 baz puanlık faiz indirim kararının ardından Amerikan Merkez Bankası bu süreci sonlandırabilir. Üçüncü çeyrekten itibaren ekonomide yaşanacak bir iyileşme ise enflasyon ile mücadele için faiz artırımlarını gündeme getirir ki, bu durum doların elini kuvvetlendirir. Bu beklentinin fiyatlanmaya başlaması için önümüzdeki dönem açıklanacak ekonomik verilerden olumlu sinyaller alınması gerekiyor. Ancak son hali ile Avrupa için tehdit olan enflasyonun artık FED'in politikalarına da girmeye başlayacağı tahminleri yapılıyor. 2007 Eylül ayından bu yana ekonomideki yavaşlamanın önüne geçmek için kısa vadeli faiz oranlarını yüzde 2.25'e indiren FED kanadında bir politika değişikliği olacak mı? Amerikan ekonomisinde yaşanan zorlu süreç devam ederken FED'in temkinli tavrını elden bırakmayacağı kesin ancak açıklamalarda enflasyon endişesine biraz daha üstüne basılarak yer verilmesi piyasalarda faiz artırımlarında sona gelindi beklentisini kuvvetlendirir.

Euro/dolar paritesine gelince, büyüme ve faiz oranı farkına ilişkin gelişmelere rağmen 1.6000 seviyesini geçemedi. Almanya IFO endeksinde düşüş, M3 para arzında beklentilerin altında gerçekleşme ve FED faiz artırımlarında sona gelindi beklentisi ile kapanış 1.5562 seviyesindeydi. Geçtiğimiz hafta yaşanan satışların devamı ile parite haftanın ilk işlem günlerinde 1.5400'lü seviyelere gerileyebilir. Ancak FED toplantısı, ISM imalat sanayi endeksi, tarım dışı istihdam vb. önemli gündem maddelerini beklerken 1.5400'lerin altına düşüş zor görünüyor.

 Büyük spekülatörler Ticariler Küçük spekülatörler

USDX Net pozisyon  Haftalık net değişim Net pozisyon  Haftalık net değişim Net pozisyon  Haftalık net değişim

Vadeli kontr.+opsiyon -7962 -3196 7851 2921 -160 274

EURO      

Vadeli kontr.+opsiyon 23432 -362 -23637 1125 205 -764

YEN      

Vadeli kontr.+opsiyon  31924 -14025 -40724 15694 8800 -1669

Haziran vadeli Euro/dolar paritesi

Sonuç olarak bu haftaya damgasını vuracak FED toplantısı sonucunu beklerken haziran vadeli Euro/dolar paritesinin 1.5400-1.5800 bandını koruyacağını tahmin ediyoruz. Kısa vadede Amerikan ekonomisi ve dolar için daha olumlu bir süreç yaşanır mı sorusuna cevap için kritik bir dönemeçteyiz.

28 Nisan-02 Mayıs 2008   

TARİH ÜLKE  AÇIKLANACAK RAPOR SAAT (TSİ) BEKLENTİ   ÖNCEKİ

28 Nisan Pazartesi EUR ECB Trichet'in konuşması  17:00 - -

29 Nisan Salı USD Tüketici güven endeksi  17:00 61.5 64.5

30 Nisan Çarşamba EUR Tüketici fiyat endeksi  12:00 %3.4 %3.5

 EUR ECB Trichet konuşması 14:55 - -

 USD ADP işgücü değişimi 15:15 -60 bin 8 bin

 USD FED toplantısı faiz kararı 21:15 %2.00 %2.25

 USD FED toplantısı iskonto oranı 21:15 %2.25 %2.50

01 Mayıs Perşembe EUR İşçi Bayramı tatili - - -

 USD Kişisel gelirler  15:30 %0.4 %0.5

 USD Kişisel harcamalar 15:30 %0.2 %0.1

 USD Çekirdek kişisel tüketim harcamaları 15:30 %0.1 %0.1

 USD ISM imalat sanayi endeksi  17:00 83.5 83.5

02 Mayıs Cuma USD Tarım dışı istihdam 15:30 -80 bin -80 bin

 USD İşsizlik oranı  15:30 %5.2 %5.1

 USD Ortalama saat başı kazançlar 15:30 %0.3 %0.3

 USD Fabrika siparişleri 17:00 %0.2 %-1.3

Emisyon hacmi cuma günü, 472 milyon YTL arttı

28.04.2008 - 10:15


Dolaşımdaki kağıt para miktarı, cuma günü 29 milyar 583 milyon YTL oldu

 

ANKARA - Emisyon hacmi 25 Nisan cuma günü 472 milyon 304,6 bin YTL artarak 29 milyar 583 milyon 271,3 bin YTL oldu. 

Merkez Bankası verilerine göre, emisyon hacmi 24 Nisan Perşembe günü 29 milyar 110 milyon 966,7 bin YTL düzeyindeydi. 

Bu arada 25 Nisan Cuma günü piyasadan interbank işlemleriyle 364 milyon 649,6 bin YTL çekilirken, açık piyasa işlemi ile piyasaya 75 milyon 531,5 bin YTL verildi. 

Yıllık ihracat yüzde 36.9 arttı

28.04.2008 - 11:03


26 Nisan itibariyle yıllık ihracat rakamı 41.4 milyar dolara ulaştı.

ANKARA - Yıllık ihracat 41.4 milyar dolara dayandı. Geçen yılın aynı dönemine göre artış oranı yüzde 36.9.

Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın web sitesinde(ihracat.dtm.gov.tr) açıkladığı kayıt rakamlarına göre 26 Nisan itibariyle yıllık ihracat 41 milyar 415 milyon 268 bin dolar olarak gerçekleştirildi. Geçen yılın aynı döneminde ihracat 30 milyar 254 milyon 323 bin dolar olmuştu. Böylece ihracatta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36.9 oranında bir artış yaşandı.

Ay itibariyle bakıldığında düne kadar 9 milyar 957 milyon 714 bin dolarlık ihracat yapıldı. Böylece geçen yıl aynı dönemdeki 7 milyar 183 milyon 571 bin dolarlık rakama göre yüzde 38.6 oranında artış yaşandı.

12 aylık dönem itibariyle bakıldığında ihracatın 117 milyar 86 milyon 431 bin dolar olduğu belirtildi.

Hazine 242,5 milyon $ borç ödeyecek

28.04.2008 - 12:00


Haftanın en büyük dış borç ödemesi, yarın gerçekleştirilecek
ANKARA - Hazine bu hafta, 242,5 milyon dolar genel bütçe ve hazine garantili dış borç ödemesi yapacak.

Haftanın en büyük dış borç ödemesi, 120,7 milyon dolar ile yarın gerçekleştirilecek. Hazine bu çerçevede, bugün 5,5 milyon dolar, 1 Mayıs'ta 0,7 milyon dolar, 2 Mayıs'ta 115,6 milyon dolar ödeme yerine getirecek.

Hazine bu arada, bu yılın ocak ayında 2 milyar 465,6 milyon dolar, şubat ayında 1 milyar 260,1 milyon dolar, mart ayında 2 milyar 308,5 milyon dolar dış borç ödemesinde bulundu. Nisan ayının ilk 27 gününde 673,9 milyon dolar ödeyen Hazine'nin yılbaşından bu yana yaptığı ödeme tutarı 6 milyar 708,1 milyon doları buldu.

Hazine, 2002 yılında 9 milyar 567,9 milyon dolar, 2003'de 11 milyar 498,3 milyon dolar, 2004'de 11 milyar 749 milyon dolar ve 2005 yılında 16 milyar 23,4 milyon dolar, 2006 yılında 18 milyar 7,6 milyon dolar ve 2007 yılında da 17 milyar 102 milyon dolar ödeme gerçekleştirdi.

 

Altın, 900 dolarda tutunamadı
Uzman Görüşü
28.04.2008 - 09:01


Haftalık bazda yüzde 3.35 oranında değer kaybeden altının yanı sıra, diğer kıymetli maden fiyatlarının da yüzde 4'ün üzerinde değer kaybına uğradığı gözlendi.

Melek ESKİKÖY-TROY KIYMETLİ MADEN TİCARETİ AŞ

Geçen hafta dolar, Euro karşısında 1.6020 parite ile tarihinin en düşük seviyesini görse de haftanın son üç günü yükseliş kaydederek 1.5629 pariteye gerilemesi, haftalık bazda yüzde 1.17 değer kazanmasına, altının 900 dolar/ons'un üzerindeki tutunma çabalarının sona ermesine neden oldu. Haftaya 917.04 dolar/ons'tan giriş yapan altın, dolardaki yükselişin yarattığı satış baskısına yenik düştü ve yüksek petrol fiyatlarına rağmen, güçlü 900 dolar/ons desteğini kırarak haftayı 886.35 dolar/ons'tan kapattı. Haftalık bazda yüzde 3.35 oranında değer kaybeden altının yanı sıra, diğer kıymetli maden fiyatlarının da yüzde 4'ün üzerinde değer kaybına uğradığı gözlendi. Haftanın ilk iki günü ABD'de 2. el konut satış fiyatlarındaki düşüşün sürmesi, Richmond FED imalat endeksinin beklentilerin altında kalması ve Avrupa Merkez Bankası'nın açıklamaları, Euro'ya alım getirirken, Bank of America'nın bilançosuyla, dolara gelen satışlar, Euro/dolar paritesini yeni bir tarihi zirve olan 1,6020'ye taşıdı. Altın, paritedeki sert çıkışa ve yeni bir tarihi zirveye imza atan petrol fiyatlarına rağmen (119.81) isteksiz bir yükseliş ile en yüksek 928.97 dolar/ons'u gördü. Haftanın son üç günü, Almanya iş dünyasının ekonomiye yönelik fikrini yansıtan IFO endeksinin olumsuz algılanışı Euro'nun çıkışını kırarken, ABD'nin haftalık işsizlik başvurularının olumlu gelişiyle dünyanın en büyük ekonomisindeki endişelerin azalışı, yatırımcılardaki risk iştahını arttırdı. Gelen alımlarla yükselişe geçen ABD borsaları ve dolar, bakır, gümüş gibi diğer emtia fiyatlarını da aşağı yönlü etkileyince, altın fiyatları, haftanın en düşük seviyesi olan 877.75 dolar/ons seviyelerine kadar geriledi. Altının güç kaynakları kabul edilen, parite ile petrolü doğrusal takip edemeyişi alım yönündeki kararsızlığın artmasına neden olurken, var olan fiziki talebin de altına yeterli gücü verememesi ve yalnızca düşük seviyelerde ortaya çıkması, altının mart ayındaki eski gücüne kavuşamayacağı izlenimini güçlendiriyor. FED'in faiz indirim devrinin sonuna yaklaşıldığı inancı, artan enflasyonist baskılara karşı korunma amaçlı altın alım düşüncesinin de zayıfladığını söyleye biliriz. Ancak altının tekrar yükseliş trendine girmesi, yatırımcıların alım için uygun seviyeleri yakalayarak fiziki alımı geçmesi ile sağlanacaktır. İleriye dönük belirsizliklerin hala sürdüğü ortamda yükseliş trendinin yakalanması hiç de zor olmayacaktır.

 

Euro/dolar paritesi 1.5658; dolar /Yen paritesi 104.57

28.04.2008 - 09:00


Euro/dolar paritesi 1.5658; dolar /Yen paritesi 104.57



 

 

   
Bugün 1 ziyaretçi (32 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=