Kamil FERATOĞLU (151820051032) - 24 nisan
   
  ANASAYFA
  DİŞLİLER VE ÇEŞİTLERİ
  DİŞLİLERİN İMALAT YÖNTEMLERİ
  BAZI DİŞLİ ÇARK RESİMLERİ
  ŞUBAT 2008
  MART 2008
  NİSAN 2008
  => 1 nisan
  => 2 nisan
  => 3 nisan
  => 4 nisan
  => 5 nisan
  => 6 nisan
  => 7 nisan
  => 8 nisan
  => 9 nisan
  => 10 nisan
  => 11 nisan
  => 12 nisan
  => 13 nisan
  => 14 nisan
  => 15 nisan
  => 16 nisan
  => 17 nisan
  => 18 nisan
  => 19 nisan
  => 20 nisan
  => 21 nisan
  => 22 nisan
  => 23 nisan
  => 24 nisan
  => 25 nisan
  => 26 nisan
  => 27 nisan
  => 28 nisan
  => 29 nisan
  => 30 nisan
  MAYIS 2008
  HAZİRAN 2008
  İSTATİSTİK ÖDEVİ
  Otomobillerde Kullanılan Kasa Tipleri
  Çift Vatandaşlık

Fındıkta kriz düşük fiyattan çıkacak
Ali Ekber YILDIRIM
24.04.2008 - 08:57


Gıda fiyatlarındaki hızlı artış dünyada olduğu gibi Türkiye'de de krize neden oldu. Türkiye krizi atlatmak için gümrükleri sıfırlayarak pirinç ve buğday ithalatına yöneldi.

Gıda fiyatlarındaki hızlı artış dünyada olduğu gibi Türkiye'de de krize neden oldu. Türkiye krizi atlatmak için gümrükleri sıfırlayarak pirinç ve buğday ithalatına yöneldi. Gıda krizinin uzun bir süre devam etmesi bekleniyor.

Türkiye'yi yakın zamanda fındıkta da önemli bir kriz bekliyor. Bu kez fiyat artışından değil, düşük fiyat nedeniyle kriz yaşanacak. Fındık fiyatlarındaki düşüş hem üreticiyi, hem de hükümeti ciddi olarak tehdit ediyor. Fındık temel gıda maddesi değil. Her tüketiciyi doğrudan ilgilendirmiyor olabilir. Fakat, Karadeniz Bölgesi'nde yaşayan birçok yurttaşın tek geçim kaynağı. Ayrıca en kötü zamanda bile 1 milyar dolarlık ihracat geliri sağlayan bir ürün. Dolayısıyla fındıkta yaşanacak kriz sadece Karadenizli üreticiyi değil, ülke ekonomisini de olumsuz etkileyecek.

Türkiye, dünya fındık üretiminin yüzde 80'nine sahip olmasına rağmen fiyatları belirleyemiyor. Fiyat, birkaç alıcı tarafından belirleniyor. Piyasanın çok az sayıda alıcı ve satıcı tarafından kontrol edilmesi, borsa sisteminin çalışmaması fındıkta spekülatif hareketleri kolaylaştırıyor. Hükümetlerin yanlış uygulamaları spekülatörlerin ekmeğine yağ sürüyor. Özellikle arz fazlasının olduğu yıllarda fiyatlarla istedikleri gibi oynuyorlar.

Yeni sezona 4 ay kala spekülatörler 2008 fındığının düşük fiyattan satılması için yoğun çaba gösteriyor. En büyük dayanakları da, hükümetin iki yıl önce fındık alımı ile görevlendirdiği Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) deposundaki 320 bin tonu aşkın kabuklu fındık stoğu. Önümüzdeki 3 aylık dönemde aşırı sıcak olmazsa 2008 fındık rekoltesinin de yüksek olması bekleniyor. Rekoltenin çok yüksek olması yerli ve yabancı spekülatörlerin işini daha da kolaylaştırır.

Böyle bir ortamda, TMO 2 Nisan'da yaptığı ihale ile 30 bin ton kabuklu fındığı satmak istedi. 2006 ürününe 3.20 YTL, 2007 ürününe ise 3.80 YTL teklif verildi. TMO, 2006 fındığını üreticiden 4 YTL'den, 2007 fındığını ise 5 YTL'den almıştı. Depolama, stok maliyeti eklenince verilen teklifler maliyetin yarısı bile değil. Bu nedenle TMO, fındığı satmadı.

Şimdi hazırlık yapılıyor. TMO'nun deposundaki 320 bin ton fındık yağ yapılacak. Yağın nasıl pazarlanacağı, kime kaç paradan satılacağı belli değil. Ama, ortaya çok büyük bir zarar çıkacağı kesin. Bu zarar daha önce çıkarılan kararnameye göre Hazine tarafından karşılanacak.

Daha da önemlisi alavereciler şu günlerde 2008 Eylül-Ekim ayları için iç fındığın tonunu 5 bin 500 dolardan satıyor. Dolar o tarihlerde tahmin edildiği gibi 1.5 YTL olursa 2008 ürünü kabuklu fındığın kilosu üreticiden 3 YTL'nin altında alınacak. Yani fiyat 5 YTL'den 3 YTL'nin de altına düşecek ve ciddi bir kriz yaşanacak.

Bir başka önemli sorun ise, 2008 fındığını kimin alacağı. Son iki yıl bu görevi TMO yaptı. TMO'nun fındık alımından dolayı Hazine tarafından karşılanacak görev zararı 1.5-2 milyar YTL'ye ulaştı. TMO'nun 2008'de fındık alması zor görünüyor.

Kaldı ki, hükümette, kendisine yakın isimlerden oluşan FİSKOBİRLİK yönetiminin yeniden devreye girmesi yönünde ilk sinyalleri vermeye başladı.

Daha önceki FİSKOBİRLİK yönetimi ile kavga eden Başbakan Erdoğan'ın fındıktan dolayı devlet Hazine'sine ödettiği görev zararı 1.5 - 2 milyar YTL'yi buldu. Bunun üzerine bir de 2008 ürününün görev zararı binecek.

Böyle giderse, hükümetin fındıkta yarattığı felaket, ancak 2004'teki gibi bir don felaketi ile aşılabilir.

Reklamcılık, 4 milyar $'a koşuyor

24.04.2008 - 09:02


Yabancı pazara rekabet getirdi; Türk şirketleri reklama sarıldı

Sayime BAŞ

İSTANBUL - Kesintisiz altı yıldır büyüyen reklam pastasının 2008 yılında 3.9 milyar dolarlık bir ciroya ulaşması bekleniyor. Reklamcılara göre, 'pasta' önümüzdeki dönemde de büyümeye devam edecek. Reklam pazarının 2010 yılında 6 milyar dolarlık bir ciroya ulaşması öngörülüyor.

Sektör temsilcileri, reklam pastasındaki büyümenin pazara giren yabancıların yarattığı rekabet ortamından kaynaklandığını belirtiyor. Pazarın büyümesi ile birlikte reklam şirketlerinin sayısı da artıyor. Ancak, reklam pazarının yüzde 80'i 10-12 firmanın kontrolünde.

İMKB, güne 151 puan düşüşle 42677 puandan başladı

24.04.2008 - 09:40


İMKB, güne 151 puan düşüşle 42677 puandan başladı


Petrol fiyatları düşüşte

24.04.2008 - 10:01


Salı günü 120 dolara yaklaşan petrol fiyatları, bugün 118 dolar seviyesinden işlem görüyor

İSTANBUL - ABD'de dün açıklanan haftalık petrol stok verilerinin, stoklarda beklentilerin üzerinde artış olduğuna işaret etmesinin etkisiyle uluslararası petrol fiyatlarında gerileme sürüyor.

Salı günü 119.90 dolar seviyesine test eden petrol fiyatı, dün 118.30 dolar seviyesinden kapanmıştı. Şu sıralarda ise düne göre 27 sent kayıpla 118.03 dolar seviyesinden işlem görüyor. Analistler, piyasada aşağı yönlü risklerin yukarı yönlü risklerden daha fazla olduğunu, özellikle kuzey yarım kürede kış mevsiminden çıkılması sonrasında stoklarda artmaya devam etmesinin beklendiğini ifade ediyorlar. Bununla birlikte Nijerya'da iki büyük petrol işçileri sendikasının Exxon Mobil ile sürdürdükleri görüşmelerde ülke genelinde greve gidilebileceği belirtmelerini fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı yarattığını da vurguluyorlar. Bu arada İskoçya'nın tek rafinerisi olan Grangemouth'da da görüşmelerin sonuçsuz kalması sonrası 2 gündür devam eden grevin sürmesinin beklendiği de ifade ediliyor.

Borç, endişe kaynağı olmaktan çıktı”

24.04.2008 - 11:23


Forum İstanbul'da konuşan Bakan Şimşek, Türkiye'nin 2023 hedeflerine yönelik aldığı mesafeye değindi

İSTANBUL - Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin yavaş yavaş borçlarını azaltma sürecine girdiğini belirterek, "Net borç stokunun milli gelire oranına baktığımız zaman Türkiye'de çok büyük iyileşmeler yaşandı, artık borç bir endişe kaynağı olmaktan çıktı. Bence bu çok önemli bir kazanım" diye konuştu.

Şimşek, Forum İstanbul'da yaptığı konuşmada, siyasi istikrarın önemine işaret ederek, geçmişte makro ekonomik istikrarsızlığın nedenlerinin siyasi istikrarsızlıktan kaynaklandığını söyledi.

Türkiye ekonomisinin son bir kaç yıldır dünya ekonomisiyle hızlı entegrasyon döneminden geçtiğinin altını çizen Şimşek, duvarların çok daha fazla yıkıldığı, ilişkilerin daha da sıkı olduğu noktaya doğru giden dünyanın, biraz daha düzleşeceğini ve daha fazla dümdüz hale geleceğini ifade etti.

Şimşek, dünyanın son 9-10 aydır çok sıkıntılı dönemden geçtiğini belirterek, "Biz hala bu sıkıntıların ortasındayız. Bu sıkıntıların bizlere yansıması gerek ticaret ve daha ağırlıklı olarak finansman kanalıyla oluyor, olacak. Bu tür inişler, çıkışlar Türkiye'de de dünyada da yaşanıyor, bundan sonra da yaşanacak" diye konuştu.

Özellikle bu dönemlerde daha orta ve uzun dönemli perspektifleri sunmakta büyük fayda olduğunu vurgulayan Şimşek, Forum İstanbul'un hedef noktasının da zaten 2023 olduğunu aktardı. Şimşek, dolayısıyla böyle bir perspektiften bakıldığında son birkaç yıldır Türkiye'nin özellikle 2023 hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik aldığı mesafeyi hatırlatmakta fayda olduğunu söyledi.

"Türkiye evini düzene soktu"

Türkiye'nin geçmişe göre neden daha az kırılgan olduğunu anlatmak istediğini dile getiren Şimşek, son birkaç yıldır bütçe açıklarını çok ciddi biçimde düşüren Türkiye'nin, bütçe açığının milli gelire oranı itibarıyla son 3 yıldır Maastricht kriterlerini tutturduğunu belirtti.

Bakan Şimşek, şöyle devam etti:

"Faiz dışı fazla perspektifiyle bakıldığında son 4-5 yıldaki durum son derece açık, Türkiye gerçekten evini düzene sokma konusunda büyük adımlar attı. Özelleştirmede yine büyük başarılar sağladı. Bunun sonucunda kamu borçlanma gereği son birkaç yıldır aslında sıfır veya eksi. Dolayısıyla aslında Türkiye yavaş yavaş borçlarını azaltma sürecine girmiştir. Net borç stokunun milli gelire oranına baktığımız zaman Türkiye'de çok büyük iyileşmeler yaşandı, artık borç bir endişe kaynağı olmaktan çıktı. Bence bu çok önemli bir kazanım."

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin son 4 yıldır Maastrciht kriterlerini tutturmuş olduğuna işaret ederek, "Bunlar önemli...Türkiye'nin şoklara karşı duyarlılığında da çok ciddi azalmalar söz konusu. Özellikle bir döviz kurunda yaşanacak şoka duyarlılıkta geçmişe oranla, 2001'e oranla çok çok iyi konumdayız" şeklinde konuştu.

Bankacılığın geldiği nokta

Konuşmasında bankacılık sektörüne de değinen Şimşek, geçmişte sektörün dışarıda yaşanan şokları Türkiye'ye yansımalarını büyüttüğünü, bankacılık sektörünün zayıf olması nedeniyle yansımaların çok daha derin hale geldiğini ifade etti. Mehmet Şimşek, son birkaç yıldır bu konuda da çok önemli kazanımlar sağlandığını vurgulayarak, Türk bankalarının sermaye yapılarının güçlü olduğunu, problemli kredilere bakıldığında çok iyi noktada olduğunu kaydetti.

Özellikle net problemli kredilere bakıldığında, bunun toplam kredilere olan 0,5'lik oranın son derece iyi bir oran olduğunu anlatan Şimşek, Türk bankacılık sektörünün son yıllarda oldukça karlı hale geldiğini, sermaye karlılığı oranlarına bakıldığında geçtiğimiz yıl dışarıda yaşanan çok ciddi sorunlara rağmen, 2007'de bu oranların aslında Türk bankacılık sisteminin bir bütün olarak ne kadar iyi bir noktaya geldiğinin göstergesi olduğunu vurguladı. 

 "Enerjide bizim şirketler çok da kötü durumda değil"

Bakan Şimşek, Türkiye'nin çok ciddi bir atılım içerisinde olduğunu belirterek, gerçekleştirilen reformlar hakkında bilgi verdi.

Enerji piyasası reformu kapsamında enerji kaynaklarının çeşitlenmesine gidildiğini dile getiren Şimşek, rüzgar, nükleer enerji ve hidroelektrik santrali kaynaklarının daha fazla kullanılması yönünde önemli adımlar atıldığını kaydetti.

Şimşek, "Öyle ümit ediyorum ki önümüzdeki 1-2 yıllık süreç içinde Türkiye elektrik üretiminin yüzde 10'una yakınını yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edecektir" dedi.

Nükleer enerji konusundan da bahseden Bakan Şimşek, bunun uzun dönemli bir proje olduğunu, özel sektörün santral inşa etmesi ve işletmesine izin veren bütün altyapının oluşturulduğunu anlattı.

Şubat ayı itibariyle Türkiye'nin 12 aylık cari açığının 39 milyar dolar, enerji ithalatının ise 37 milyar dolar olduğuna işaret eden Bakan Şimşek, "Zaten enerji de rekabet gücü açısından en önemli girdilerden biridir. Ve birtakım iddiaların aksine aslında enerjide bizim şirketler çok da kötü bir durumda değiller" diye konuştu.

Şimşek, bu konuda yapılan iyileştirmelerin nasıl kalıcı hale getirileceğinin önemli olduğunu ifade ederek, özelleştirmenin enerji piyasası reformunun üçüncü ayağı olduğunu söyledi. Elektrik üretim santrallerinin özelleştirilmeye başladığını dile getiren Şimşek, "Dağıtım şebekeleri ve üretim santrallerini de özelleştireceğiz veya sürecine başlayacağız. Bu uzun soluklu bir şey" dedi.

"İşgücü piyasası reformu 1-2 ay içerisinde tamamlanacak"

Bakan Şimşek, işgücü piyasası reformuna da değindiği konuşmasında, reforma son şeklinin verildiğini ve yakında Meclis'e sunulacağını kaydetti. Şimşek, "Öyle ümit ediyorum ki önümüzdeki 1-2 ay içerisinde işgücü piyasası reformu da tamamlanmış olacak. Bu hem sürdürülebilir büyüme hem de rekabet gücü açısından son derece önemli bir reform" dedi.

Türkiye'deki yapısal problemlerden bir tanesinin işgücü piyasasının çok katı olması olduğunu dile getiren Şimşek, bu alanda idari ve mali yükleri azaltacak adımlar attıklarını anlattı.

Şimşek, özel istihdam büroları vasıtasıyla part-time çalışmaya etkinlik sağlamak yoluyla daha esnek bir piyasa modeline geçileceğini belirterek, bunun yanında kalifiye eleman açığını gidermek üzere birtakım aktif işgücü politikaları uygulanacağını söyledi.

Pirinç satışlarımız devam ediyor”

24.04.2008 - 15:45


Pirinç Değirmencileri Derneği Başkanı Yetiş, toptan ve perakende sektörünün talebine kesintisiz cevap verdiklerini belirtti

 

İSTANBUL - Pirinç Değirmencileri Derneği (PDD) Başkanı Turgay Yetiş, "toptan ve perakende sektörünün talebine kesintisiz cevap verdik. Halihazırda da satışlarımız devam etmekte" şeklinde konuştu.

Yetiş, düzenlediği basın toplantısında, pirincin bugün dünya nüfusunun yarıdan fazlasının besin kaynağı olduğunu, dünyanın en önemli çeltik üreticisi ülkelerinin Çin, Hindistan, Endonezya, Bangladeş, Vietnam, Tayland ve Myanmar olarak sıralandığını, 2007 yılında dünya üretiminin 630,2 milyon ton olarak gerçekleştiğini anlattı.

Yetiş, "Türkiye'nin toplam tüketimi olan 550-600 bin ton pirincin üçte 1'i ithal edilmekte ve bu ithalatın yüzde 80'i ABD ve Mısır'dan yapılmakta. Türkiye'de kişi başına pirinç tüketimi 8 kilo. Normal şartlarda çok fazla pirinç yiyen bir ülke değiliz" dedi.

Türkiye'de çeltik üretiminin 50 bin hektardan 91 bin 453 hektara çıktığına işaret eden Yetiş, "Önümüzdeki dönemde açılmasını beklediğimiz bir iki baraj var. Bu barajlar açılırsa Türkiye çeltik üretiminin tamamını karşılayacak duruma gelebilir" diye konuştu.

Yetiş, 2007 yılında Türkiye'nin toplam pirinç ithalatının 188 bin 521 ton üretiminin ise 388 bin 800 ton olduğunu kaydetti.

TMO'nun görevi gereği her yıl üreticiden çeltik almaya devam ettiğini söyleyen Yetiş, serbest ekonomide müdahale sistemi olmaması gerektiğine inandıklarını söyledi.

Yetiş, son yıllarda tarım ürünleri fiyatlarında görülen artışı ise küresel ısınma ve kuraklık, tarımsal girdi fiyatlarındaki artış, nüfus artışı ve beraberinde talep artışı, finansal piyasalardan emtia piyasalarına kayış, tarım ürünlerinin enerji hammadesi olarak kullanılması şeklinde sıraladı.

Gübre fiyatlarının yüzde 100 arttığına dikkati çeken Yetiş, çeltik tarlalarını ekime hazırladıklarını, ancak tarlalara atacak gübre bulamadıklarını söyledi.

"Pirinç yemeye devam edin"

Bulgurdaki fiyat artışının pirinçten fazla olduğuna işaret eden Yetiş, "O nedenle siz pirinç yemeye devam edin. (Pirinç yemeyin) laflarına aldırmayın. Kişi başına 8 kilo olan pirinç tüketimin artıralım. Bu işin tek suçlusu pirinç değil..." dedi.

Pirinç fiyatlarında meydana gelen artışları sadece spekülatif olarak değerlendirmenin yanlış olacağını ifade eden Yetiş, şöyle konuştu:

"Büyük ihracatçı ülkeler bu sene beklenmedik şekilde piyasadan çekildiler. ABD'li firmalar her gün pirince zam yapıyorlar. Eylül ayına kadar fabrikaların ihracat kapasitesi dolu. TMO dünyadaki bu gelişmelere bağlı olarak gerekli tedbirleri almış olmasına rağmen ortaya atılan bir takım spekülatif söylemlerle gerek devlet organları gerekse de biz üreticiler şaibe altında bırakılmıştır. Üstelik de bu spekülasyonları ortaya atanlar TMO stoklarının ülkemiz pirinç tüketiminin sadece 12 günlük ihtiyacını karşıladığını bilmektedir.

Tüm tarımsal ürün maliyetlerinde ortaya çıkan artışa rağmen biz pirinç çiftçisi, sanayicisi, ithalatçısı ve ihracatçısı olarak; toptan ve perakende sektörünün talebine kesintisiz cevap verdik. Halihazırda da satışlarımız devam etmektedir. Bu noktada hatırlatmak isteriz ki, Mart ayı sonundan itibaren yerli çeltik fiyatları kademeli olarak yükselerek kiloda 1,5 YTL'ye kadar dayanmıştır. Tüm tarımsal girdi maliyetlerinde ortaya çıkan yükselme çeltik maliyetlerini de etkilemiştir."

Bu noktada, bilhassa ithalatçı firmaların, halkın ihtiyacı olan pirinci tedarik etmek noktasında rolünün büyük olduğunu vurgulayan Yetiş, Türkiye'nin Eylül ayına kadar, yeni mahsul çıkmasına kadar hiç bir sorunu olmadığını belirtti.

Yetiş, "Bizler üretim zincirinin önemli bir halkası olan pirinç değirmencileri olarak işimizin stokçuluk, oyun kuruculuk, spekülatörlük olmadığını önemle vurgulamak isteriz. Türkiye'de tüketilen pirincin yüzde 75'i kendi topraklarımızda üretiliyor. Biz (pirinçten dönenin kaşığı kırılsın, siz pirinç yemeye devam edin) diyoruz" dedi.

Ekonomi esnek hale geldi”

24.04.2008 - 16:48


Yılmaz, ekonominin uluslararası şoklar karşısında daha esnek ve daha dayanıklı bir hale geldiğini söyledi

 

ANKARA - Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, uluslararası finansal krizin Türkiye ekonomisindeki etkilerinin, 2006 yılının Mayıs, Haziran aylarına göre daha sınırlı kaldığını belirterek, "Bu da ülkemiz ekonomisinin, uluslararası şoklar karşısında göreli olarak daha esnek ve daha dayanıklı bir hale geldiğini göstermektedir" dedi.

Yılmaz, Merkez Bankasının 76. Olağan Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, 2007 yılının Ağustos ayından itibaren ABD emlak piyasasında yüksek riskli konut kredilerinden başlayan ve ardından, para ve sermaye piyasalarına yayılan "finansal krizin" ilk etkilerinin reel ekonomide hissedilmeye başladığını, ABD ekonomisinin resesyona gireceği yönündeki beklentilerin kuvvetlendiğini söyledi.

Finansal krizin giderek, global ölçekte bir ekonomik yavaşlamaya yol açacağı görüşünün de belirginlik kazandığını belirten Yılmaz, ancak bu yavaşlamanın boyutu ve şiddetine ilişkin belirsizliklerin halen devam ettiğini kaydetti.

Bu belirsizliklerin uluslararası bankaların geri ödemeyememe riskine odaklanarak, kredi kullandırmakta isteksiz davranmalarına ve finans piyasalarında likidite sıkıntılarının yaşanmasına yol açtığını ifade eden Yılmaz, "ABD'de emlak piyasalarına kredi sağlayan belli başlı finansal kuruluşların yüksek oranlarda zarara uğraması ve ABD'de resesyon endişelerinin artması, gelişmekte olan ülkelerde risk algılamasının belirgin bir şekilde bozulmasına ve risk primlerinin artmasına neden olmuştur" dedi.

Türkiye'nin de bu gelişmelerden olumsuz yönde etkilendiği ve risk priminin yine diğer gelişmekte olan ülkelere paralel olarak artış gösterdiğine dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti:

"Ancak, uluslararası finansal krizin bu aşamada Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri, 2006 yılının Mayıs, Haziran aylarında global likidite koşullarında yaşanan kötüleşmenin yarattığı etkilere göre daha sınırlı kaldı.

Bu da ülkemiz ekonomisinin, uluslararası şoklar karşısında göreli olarak daha esnek ve daha dayanıklı bir hale geldiğini göstermektedir. Bununla birlikte kırılganlıkların geçmiş dönemlere göre azalmış olmasının, (risklerin mevcut olmadığı) şeklinde algılanmaması gerektiğini vurgulamak isterim."

Yılmaz, risk algılamalarının bozulmaya devam etmesi durumunda Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını koruması için mali disiplin ve yapısal reformların devamlılığının kritik önemini koruduğunu söyledi.

Yılmaz, bu çerçevede AB'ye uyum ve yakınsama sürecinin devam etmesi ve ekonomik programda öngörülen yapısal reformların hayata geçirilmesi konusundaki çabaların sürekliliğinin büyük önem taşıdığına işaret etti.

 

Bankalararası piyasada dolar 1.2935-1.3000 YTL aralığında

24.04.2008 - 08:36


Bankalararası piyasada dolar 1.2935-1.3000 YTL aralığında

Euro/dolar paritesi 1.5855; dolar /Yen paritesi 103.70

24.04.2008 - 08:43


Euro/dolar paritesi 1.5855; dolar /Yen paritesi 103.70

 

   
Bugün 3 ziyaretçi (53 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=