Kamil FERATOĞLU (151820051032) - 11 mayıs
   
  ANASAYFA
  DİŞLİLER VE ÇEŞİTLERİ
  DİŞLİLERİN İMALAT YÖNTEMLERİ
  BAZI DİŞLİ ÇARK RESİMLERİ
  ŞUBAT 2008
  MART 2008
  NİSAN 2008
  MAYIS 2008
  => 1 mayıs
  => 2 mayıs
  => 3 mayıs
  => 4 mayıs
  => 5 mayıs
  => 6 mayıs
  => 7 mayıs
  => 8 mayıs
  => 9 mayıs
  => 10 mayıs
  => 11 mayıs
  => 12 mayıs
  => 14 mayıs
  => 15 mayıs
  => 16 mayıs
  => 17 mayıs
  => 18 mayıs
  => 19 mayıs
  => 20 mayıs
  => 22 mayıs
  => 23 mayıs
  => 24 mayıs
  => 25 mayıs
  => 26 mayıs
  => 27 mayıs
  => 28 mayıs
  => 29 mayıs
  => 30 mayıs
  => 31 mayıs
  HAZİRAN 2008
  İSTATİSTİK ÖDEVİ
  Otomobillerde Kullanılan Kasa Tipleri
  Çift Vatandaşlık

Enflasyon, en çok en yoksul kesimi vuruyor

11.05.2008 - 10:28


Birleşik Metal-İş'in araştırmasına göre, yıllık enflasyon en yoksul yüzde 20'lik kesim için yüzde 11,66

 

ANKARA - DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasının araştırmasına göre, yıllık enflasyon en yoksul yüzde 20'lik kesim için yüzde 11,66, en zengin yüzde 20'lik kesim için yüzde 9,85 oranında gerçekleşti.

Sendikanın Araştırma Dairesinin yaptığı araştırmada, Nisan ayı için gelir ve harcama gruplarına göre enflasyon oranları ile Temel Harcama İndeksi hesaplandı.

Türkiye İstatistik Kurumu Tüketici Fiyat Endeksi, Madde Fiyatları ve 2003 Yılı Hane Halkı Tüketim Anketi sonuçları üzerinden yapıldığı belirtilen araştırmada, yıllık enflasyon en yoksul yüzde 20'lik kesim için yüzde 11,66, en zengin yüzde 20'lik kesim için yüzde 9,85 olarak belirlendi.

Özellikle gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışlarının emekçileri olumsuz etkilediği ifade edilen araştırmada, pirinç fiyatındaki artışın yıl başından bu yana yüzde 44'ü bulduğu, gıda ürünlerindeki genel fiyat artışının ise son dönemin en yüksek oranlarına ulaştığı kaydedildi.

Araştırmada, fiyatların yıllık olarak gıda maddelerinde yüzde 14, suda yüzde 22,46, elektrik ve gazda yüzde 15, kirada yüzde 14 arttığı, buna karşın haberleşmede yüzde 0,74, araç alım-satımında yüzde 3,95, telefon ve faks ekipmanında yüzde 27, görsel-işitsel sistem, fotoğraf ve veri işlemle ile ilgili ekipmanlarda yüzde 10, haberleşme ve eğlencede yüzde 1 azaldığı dile getirildi. Araştırmada, "Emekçiler açısından hiç de yaşamsal olmayan bu ürünlerin fiyatlarındaki düşüş, enflasyonun düşük çıkmasında pay sahibi oldu" denildi.

En yoksulun enflasyonu en yüksek

Kira, ekmek ve toplu taşıma fiyatları üzerinden, harcama kalıbı ağırlıkları dikkate alınarak hazırlanan Temel Harcama İndeksi'nin ise yıllık yüzde 20,42 oranında arttığı belirtilen araştırmada, ekmekteki fiyat artışının ise yüzde 29,42'u bulduğu ifade edildi.

Araştırmaya göre, yıllık enflasyon en yoksuldan en zengin kesime doğru sırasıyla yüzde 11,66, 11,32, 11,02, 10,65 ve 9,85 oranında, yılbaşından bu yana aynı sırayla yüzde 5,97, 5,64, 5,44, 5,17, 4,67 oranında gerçekleşti.

Birleşik Metal-İş Yönetim Kurulunun konuyla ilgili değerlendirmesinde, gıda maddelerindeki fiyat artışlarının emekçilerin yaşam koşullarını ağırlaştırdığı belirtildi. Değerlendirmede, "Emekçilerin evlerine götürdükleri ekmek sayısı son 4 ay içinde üçte bir oranında azaldı" denildi.

Gıda ve barınma harcamalarının enflasyon hesaplamasında yeterince dikkate alınmaması nedeniyle emekçiler açısından yaşanan kayıpların yeterice görülmediği savunulan değerlendirmede, "Kimse gıda ürünlerinde yüzde 50'lere kadar ulaşan artışlara, yüksek kira artışlarına karşın emekçilere yapılan cüzi zamlarla gelir düzeylerinin korunduğunu iddia edemez" görüşüne yer verildi.

Yoksullaşmaya rağmen, ekonomik göstergeler 'iyi' gösteriliyor

11.05.2008 - 10:10


Vural Savaş, iktidarın yaptığı yasal düzenlemelerle Türkiye'yi ABD ve AB'ye bağımlı hale getirdiğini savundu

 

 

SAMSUN - Türkiye'de insanların yoksullaşmasına rağmen, ekonomik göstergelerin iyi olarak ortaya konulmaya çalışıldığını belirten Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, "Dış güçler ve onların uzantısı AKP'nin kapatılmaması için adeta harp ediyorlar" dedi.

Ulusal Eğitim Derneği Samsun Şubesi tarafından, Atakum Amfi Tiyatrosu'nda düzenlenen, "Türkiye'ye Yönelik Tehdit ve Tehlikeler" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Savaş, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu durumun, Kurtuluş Savaşı öncesindeki duruma benzediğini ileri sürdü.

Dış güçlerin Türkiye üzerinde çeşitli oyunlar oynadığını ve iktidarın da buna zemin hazırladığını bildiren Vural Savaş, Toplum'da bilgi kirlenmesi yaşadığını ve toplumun medya ve basın kanalıyla yanıltıldığını kaydetti.

Türkiye'de insanların yoksullaşmasına rağmen, ekonomik göstergelerin iyi olarak ortaya konulmaya çalışıldığını belirten Savaş, "Ancak doğru sorular sorarak gerçeğe ulaşabiliriz" diyerek, vatandaşlardan olaylara sorgulayıcı açıdan bakmalarını istedi.

İktidarın yaptığı yasal düzenlemelerle Türkiye'yi ABD ve AB'ye bağımlı hale getirdiğini savunan Vural Savaş, pek çok gelişmiş ülkenin yasalarında olmayan düzenlemelerin Türkiye'de yapıldığını anlattı.

"Türkiye'de üreten kesimlerin alım gücü en az yarıya düştü"

AKP'ye açılan kapatma davasına da değinen Savaş, AKP'nin seçimi kazanması için destek veren dış güçlerin, bugün AKP'nin kapatılmaması için mücadele ettiklerini ifade ederek, şunları söyledi:

"Dış güçler ve onların uzantısı AKP'nin kapatılmaması için adeta harp ediyorlar. Bunun siyasi nedenlerinin yanı sıra, ekonomik nedenleri de var. AKP'nin iktidar olduğu dönemde Türkiye'de sıcak para hareketleri rekor kırdı. Dünyanın hiç bir yerinde sıcak paranın vergisiz kazanç elde etmesi ve ülkeyi soyması mümkün değildir. Türkiye'de 2002 yılında 4-5 olan dolar milyarderlerinin sayısı, bugün 30'u aştı."

Türkiye'den çok daha zengin olan Japonya'da bile Türkiye'deki kadar dolar milyarderi olmadığına işaret eden Vural Savaş, Türkiye'de bütün üreten kesimlerin satın alma gücünün en az yarıya düştüğünü kaydetti.

"AKP Çoktan Kapatılmalıydı"

AKP'nin kapatılması için pek çok neden olduğunu iddia eden Savaş, "AKP Çoktan Kapatılmalıydı" kitabından alıntı yaparak, "Sadece laiklikle ilgili davranışlarından değil, sadece AB Müzakere Çerçeve Belgesi'nin 10. maddesini dahi kabul etmeleri, parti kapatma nedenidir" dedi.

Emekli Tümgeneral Osman Özbek de konuşmasında, "AB, (parti kapatılmasın demiyor, AKP kapatılmasın) diyor" diyen Özbek, İşçi Partisi'nin genel başkanı ve bazı partililerin tutuklanmasına ses çıkarılmadığını, buna rağmen AKP'nin kapatılması söz konusu olduğunda demokrasiden bahsedildiğini ifade etti.

 

Teşvik sistemi göçü önleyecek”

11.05.2008 - 17:26


Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, bölgesel farklılıkları ortadan kaldırmak için çalıştıklarını belirtti

MUŞ - Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, bölgesel farklılıkları ortadan kaldırmak için çalıştıklarını belirterek, "Göçün önlenmesinde önemli ölçüde etkili olacak bölgesel ve proje bazlı bir teşvik sistemi, önceliklerimiz arasındadır" dedi.

Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısı, Muş'taki Zümrüt Otel'de yapıldı. Toplantıda TÜGİK tarafından hazırlanan "Doğu ve Güneydoğu'nun Gelişmesi İçin Çözüm Önerileri Raporu" açıklandı.

Raporun açıklanmasının ardından konuşan Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, hazırlanan raporun çok önemli olduğunu belirtti.

Hükümet olarak bölgesel farklılıkların ortadan kaldırılması için çalıştıklarını dile getiren Çağlayan, "Göçün önlenmesinde önemli ölçüde etkili olacak bölgesel ve proje bazlı bir teşvik sistemi önceliklerimiz arasındadır" dedi.

Bölgedeki terörün "en büyük gıdasının" işsizlik olduğunu da belirten Çağlayan, şunları söyledi:

"Bu sebeplerden hareketle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne yeni bir sistem yapılması zaten gündemimizdedir. Raporda belirtilen tespitlere katılıyorum. Bu bölgelerdeki ticarete, turizm, tarım ve hayvancılık olarak bakmak gerekiyor. Bu bölgelerde tarım ve hayvancılığa dayalı sanayinin entegrasyonu düşünülmelidir."

Raporun açıklanmasından önce konuşan TÜGİK Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Oktay Mersin, raporda, bölgesel eşitsizliği en derinden yaşayan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki sorunların tahlil edildiğini ve adaletsizliğin boyutlarının ortaya konularak çözüm önerilerine yer verildiğini söyledi.

Hazırlanan raporun bölgedeki Gaziantep ve Kilis dışındaki 21 ili kapsadığını dile getiren Mersin, "Gaziantep, Türkiye'nin batısı ile entegre olmuştur. Gaziantep ve Kilis'in dahil edilmesi, sorunun gerçek boyutlarının ortaya çıkmasını engelleyecekti" dedi.

TÜGİK Başkanı Hazim Sesli ise Türkiye'nin terörle mücadele konusunda gösterdiği başarıyı ekonomi alanında da göstermesi gerektiğini bildirdi.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde tekstil ve enerji alanlarında yatırımların yapılmaya başlandığını ifade eden Sesli, "Umuyoruz ki Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz için hazırlanacak yeni ekonomik açılımlar, yerli ve yabancı iş adamlarımızın bölgemizi tercih etmelerini sağlar ve ekonomik anlamda yetersiz kalan bölgelerimiz canlanır ve gelişir" diye konuştu.

"GAP, bölgenin kalkınmasında istenileni veremedi"

Daha sonra ise iktisatçı Mustafa Sönmez tarafından slayt eşliğinde TÜGİK tarafından hazırlanan rapor açıklandı. Sönmez, GAP'ın bölgenin kalkınmasında istenileni veremediğini kaydetti.

Bölgede sınır ticareti, kültür turizmi, tarım ve hayvancılık alanlarına önem verilmesi gerektiğini dile getiren Sönmez, "Raporda en çok öne çıkan konuların başında, bölgedeki devlet yatırımlarının artırılmasının gerekliliği gelmektedir. Bölgede 1 milyon yoksul aile vardır. Bu ailelere merkezi bütçeden, en az asgari ücretin yarısı tutarında 'Mutfak Maaşı' adı altında aylık bağlanması gerekir" dedi.

Sönmez, "Mutfak Maaşı"nın bölgedeki fakirliği azaltarak bölge halkının güveninin kazanılmasında etkili olacağını da bildirdi.

Bölgede yapılacak yatırımların sonuçlarının ancak uzun zamanda alınabileceğinin raporda yer aldığını dile getiren Sönmez, şunları söyledi:

"Bu sebeple bölgenin çok acil olarak kaynak girişine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu kaynak girişi hem bölgedeki yoksul vatandaşların kendilerini adil bir toplumun eşit vatandaşları olarak hissetmelerini ve devlete güvenmeleri hem de gündelik hayatlarını daha rahat bir şekilde idame ettirmeleri sağlanacaktır. Ayrıca Doğrudan Gelir Desteği uygulaması ile Brezilya ve Latin Amerika ülkelerinde yoksullukla mücadelede başarıya ulaşılmıştır. Bu uygulama Türkiye'de öncelikle bu bölgelerimizde uygulanmalı ve merkezi bütçeden bölgedeki 1 milyon yoksul aileye, bizzat annelere, her ay net asgari ücretin yarısı kadar yani 200 YTL mutfak maaşı bağlanmalıdır. Doğrudan Gelir Desteği, eğitimi özendiren şartlı gelir transferi ve sosyal hizmet karşılığı gelir transferi gibi sosyal politika unsurlarıyla da tamamlanmalıdır."

Bölgesel eşitsizlik

1980'den 2000'li yıllara kadar bölgesel eşitsizliğin, güçlü bölgeler lehine, az gelişmiş bölgeler aleyhine değiştiğini de dile getiren Sönmez, "1987'den 2001'e kadar Marmara Bölgesi'nin milli gelirdeki payı yüzde 35'ten yüzde 38'e çıkarken Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin payı düşmüştür" dedi.

Yüzde 5 olarak kayıtlara geçen Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin milli gelirdeki payının yüzde 1,5 oranındaki kısmının sadece Gaziantep ilinin tek başına oluşturduğuna dikkat çeken Sönmez, şöyle konuştu:

"Gaziantep'i kapsam dışı tuttuğumuzda Güneydoğu'nun payının yüzde 3,5 ve Doğu Anadolu ile birlikte milli gelirdeki paylarının yüzde 6,5'lerde kaldığı görülmektedir. Türkiye, AB'ye katılmanın önemli koşullarından birisi olan bölgeler arası farklılıkları kabul edilebilir bir düzeye indirmek zorundadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki illerde kişi başına düşen gayri safi milli hasıla, AB ortalamasının yüzde 12'sidir. Bu diğer aday ülkeler arasında saptanan en düşük değerdir."

Teşvik Yasasının fayda sağlamadığını da öne süren Sönmez, şöyle devam etti:

"2001'de kişi başına milli geliri 1500 doların altında kalan 50 ilin tamamının kalkınmada öncelikli il ilan edilmesi yanlış bir yaklaşımdır. Hakkari'ye de aynı teşvik öngörülmüş, batıdaki Düzce'ye de. Dolayısıyla, verilen teşviklere itibar tabii ki Düzce'ye olmuş ve geri kalmış bölgeler yatırım alamamışlardır. 2002-2006 döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne yapılan yatırımların, Türkiye toplamındaki payının yüzde 4,4 olduğu görülmektedir. Aynı dönemdeki teşvikli yatırımlardan İstanbul tek başına yüzde 25 dolayında pay almıştır. İstanbul'un çevresindeki Kocaeli, Bursa, Tekirdağ gibi iller yine teşvikli yatırımların toplandığı iller olmuştur. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'ndeki 21 ilin toplam teşvikli yatırımlarının miktarı, aynı dönemde Bursa ilinin tek başına aldığı yatırımların altında kalmıştır."

Öte yandan toplantı öncesi Bakan Çağlayan, Dünya Liseler Arası Kros Şampiyonası'nda dünya şampiyonu olan Muş Rekabet Lisesi Atletizm takımındaki öğrencilere birer kol saati hediye etti.

Toplantının ardından Bakan Çağlayan, THY'nin tarifeli uçağı ile Ankara'ya hareket etti.

 İlk 4 ayda taşıt aracı üretimi yüzde 40 arttı

11.05.2008 - 14:15


Ocak-Nisan döneminde toplam taşıt aracı üretimi 471 bin 894 adede ulaştı

İSTANBUL - Yılın Ocak-Nisan döneminde toplam taşıt aracı üretimi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40,4 oranında artarak 471 bin 894 adede yükseldi.

Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verilerine göre, Ocak-Nisan döneminde otomobil üretimi yüzde 31 artarak 252 bin 958 adet olarak gerçekleşirken, aynı dönemde toplam taşıt aracı üretimi yüzde 40,4 oranında artışla 471 bin 894 adede çıktı.

2008 yılı Ocak-Nisan döneminde üretim, midibüste yüzde 114, kamyonette yüzde 58, küçük kamyonda yüzde 24, otobüs ve minibüste yüzde 14, büyük kamyonda yüzde 11 artış kaydetti. Traktör üretimi ise yüzde 14 azalarak 10 bin adet oldu.

Nisan ayında otomobil üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,3 oranında artarak 65 bin 610 adede, toplam üretim de yüzde 35,5 oranında artarak 120 bin 992 adede yükseldi.

OSD'nin değerlendirmesinde, üretimin Nisan ayında gerçekleşen önemli talep ve özellikle ihracattaki yükselişin desteği ile artışını sürdürmeye devam ettiği belirtildi.

Satışlar yüzde 21 arttı

Yılın Ocak-Nisan döneminde toplam taşıt aracı satışları 2007 yılının aynı dönemine göre yüzde 21,6 oranında artarak 180 bin adede çıkarken, otomobilde ise bu artış yüzde 30,4 oranında gerçekleşti ve Ocak-Nisan döneminde 104 bin adet otomobil satıldı. Bu dönemde ithalatın pazar payı yüzde 66 olarak belirlendi.

2008 yılı Ocak-Nisan döneminde toplam taşıt aracı ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44,6 oranında artarak 368 bin 336 adede çıkarken, aynı dönemde otomobil ihracatı da yüzde 31,7 oranında artarak 204 bin 289 adede yükseldi.

Geçen ay toplam taşıt aracı ihracatı ise yüzde 41,2 oranında artarak 92 bin 222 adet olarak gerçekleşti. Nisan ayında otomobil ihracatı önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23,2 oranında arttı ve 52 bin 349 adede çıktı.

Ticari araç ihracatı yüzde 65 artışla 164 bin 47'ye yükselirken, traktör ihracatı da yüzde 22 artarak 4 bin 120 adet olarak gerçekleşti.

Ocak-Nisan döneminde otomotiv sanayinin toplam ihracattaki payı yüzde 22,5 olarak gerçekleşti.

Ford Otosan 93 bin hafif ticari araç, Oyak Renault 93 bin otomobil, Toyota 55 bin otomobil, Tofaş da 23 bin otomobil ve 64 bin hafif ticari araç olmak üzere toplam 87 bin hafif araç ihraç etti.

 

Türkiye nüfusunun yüzde 15,4'ü açlık sınırının altında

11.05.2008 - 14:13


ATO'nun araştırmasına göre Türkiye'de 52,3 milyon kişi de yoksulluk sınırının altında yaşıyor

ANKARA - Ankara Ticaret Odasının (ATO) araştırmasına göre, Türkiye nüfusunun yüzde 15,4'ünün açlık sınırının altında, açlık sınırının altındakilerle beraber yüzde 74'ünün de yoksulluk sınırının altında gelirle geçinmeye çalıştığı belirlendi.

Türkiye'de açlık sınırının altında bulunan nüfus 10,9 milyona, yoksulluk sınırının altındaki nüfus (açlık sınırı altında kalanlar dahil) ise 52,3 milyona ulaşıyor.

ATO'nun araştırması, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) en son 2005 yılı için yaptığı gelir dağılımı araştırmasıyla yüzde 5'lik dilimlere göre hesapladığı ortalama hane gelirleri, 2006 ve 2007 yılında özel nihai tüketim harcamalarında yaşanan cari fiyatlarla artış oranları kadar artırılarak yapıldı.

Hane halkı özel tüketim harcamaları cari fiyatlarla 2006 yılında yüzde 14,9 ve 2007 yılında da yüzde 13,2 olmak üzere iki yılda toplam yüzde 30,1 oranında artmıştı.

Gelirin yüzde 5'lik dilimlere göre dağılımında bir değişiklik olmadığı varsayılarak yapılan araştırmada nüfus olarak ise TÜİK'in adrese dayalı nüfus sayımıyla belirlediği 70 milyon 586 bin kişi esas alındı.

Nüfusun ailelere göre dağılımı ise TÜİK'in 2005 gelir dağılımı araştırmasında esas aldığı ortalama aile büyüklükleri dikkate alınarak yapıldı.

Araştırmada yoksulluk ve açlık sınırı olarak ise Türk-İş'in 2007 yılı için aylık olarak hesapladığı açlık ve yoksulluk sınırlarının yıllık ortalaması dikkate alındı.

Türk-İş'in 2007 yılında her ay için ayrı ayrı hesapladığı yoksulluk sınırının yıllık ortalaması 664,6 YTL, yoksulluk sınırı ise 2 bin 91,5 YTL olarak gerçekleşti.

Açlık sınırı dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapılması gereken harcama tutarını, yoksulluk sınırı ise beslenmenin yanı sıra, barınma, ulaşım, sağlık, eğitim, kültür, giyim, ayakkabı ve benzeri tüm ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için yapılması gereken harcama tutarını ifade ediyor.

ATO'nun araştırmasında, 2007 yılında Türkiye'deki ortalama hane geliri aylık 1.602 YTL olarak tahmin edildi.

İlk yüzde 5'lik dilimdeki aile, ayda 251 YTL ile geçiniyor

Buna göre, gelirden en az pay alan birinci yüzde 5'lik dilimdeki ailelerin aylık ortalama geliri 251 YTL, ikinci yüzde 5'lik dilimdeki ailelerin geliri 450 YTL ve üçüncü dilimdekilerin ortalama geliri ise 571 YTL'de kalıyor.

Söz konusu ilk üç dilimin ortalama aylık geliri 664,6 YTL olan açlık sınırının altında kaldı. Toplam 2 milyon 595 bin aile 2007 yılında açlık sınırının altında bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda kaldı.

Bu ailelerdeki nüfus ise 10 milyon 872 bin kişi olarak tahmin edildi. Buna göre Türkiye'deki ailelerin yüzde 15'i, nüfusun da yüzde 15,4'ü açlık sınırının altında gelire sahip bulunuyor.

Araştırmaya göre gelir dağılımı sıralamasında dördüncü yüzde 5'lik dilimdeki ailelerin 2007 yılı ortalama aylık geliri 667 YTL'yle açlık sınırının çok az üzerine çıktı.

Nüfusun yüzde 4,9'unun yaşadığı bu dilimdeki aileler açlık sınırının altına düşme riskini en fazla taşıyan grup olarak öne çıkıyor.

Beşinci dilimdeki ailelerin ortalama geliri 755 YTL, altıncı dilimdekilerin geliri 840 YTL, yedinci dilimdekilerin geliri 931 YTL, sekizinci dilimdekilerin geliri 1.023 YTL, dokuzuncu dilimdekilerin geliri 1.116 YTL, onuncu dilimdekilerin geliri 1.211 YTL, onbirinci dilimdekilerin geliri 1,315 YTL, onikinci dilimdekilerin geliri 1,430 YTL, onüçüncü dilimdekilerin ortalama geliri 1.555 YTL, ondördüncü dilimdekilerin geliri 1.715 YTL ve onbeşinci dilimdekilerin geliri ise 1.876 YTL düzeyinde tahmin edildi.

Buna göre gelir dağılımında 1-15'inci yüzde 5'lik dilimlerde yer alan 12 milyon 973 bin aile 2 bin 91,5 YTL olarak belirlenen 2007 yılı ortalama açlık sınırının altında ortalama aylık gelir elde edebildiler.

Yoksulluk sınırının altında gelir elde eden ailelerde Türkiye nüfusunun yüzde 74,1'ini meydana getiren 52 milyon 278 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye'deki ailelerin sadece yüzde 20'sinin aylık ortalama hane geliri 2 bin 91,5 YTL olan yoksulluk sınırının üzerine çıktı.

Gelir dağılımında 16'ncı sıradaki yüzde 5'lik dilimin 2007 yılı aylık ortalama hane geliri 2 bin 94 YTL olarak hesaplandı. Nüfusun yüzde 5,3'ünü barındıran bu dilimdeki aileler de tüketici fiyatlarındaki artışlara ve gelirlerindeki reel azalışa bağlı olarak yoksulluk sınırının altına inme riski taşıyorlar.

"Yoksulluğun boyutları istatistiklerle gizlenemeyecek kadar büyük"

ATO Başkanı Sinan Aygün yaptığı açıklamada, Türkiye'de hem açlığın hem de yoksulluğun boyutlarının istatistiklerle gizlenemeyecek kadar büyük olduğunu bildirdi.

Sekiz milyon aileye kömür dağıtılmasıyla, milyonlarca aileye gıda yardımı yapılmasıyla övünülen bir ülkede 539 bin kişinin açlık sınırında, 12 milyon kişinin de yoksulluk sınırında yaşadığına yönelik bir istatistiğin hiçbir inandırıcılığı bulunmadığını iddia eden Aygün, şunları söyledi:

''Hesaplama sistemlerinde değişiklik yaparak kişi başına geliri 9 bin doların üzerine çıkarmak, ülkedeki aç ve yoksul insan sayısının azalmasına neden olmuyor. Son aylarda temel gıda maddelerinin fiyatlarında yaşanan artışların da Türkiye'deki açlık sorununu büyüteceği de ortada.

Türkiye'nin topyekun ilerleyebilmesi için önce gelir dağılımındaki adaletsizliğin düzeltilmesi ve insanların insanca yaşama kavuşturulması gerekir.''

Kuru fasulye ile pilavı da birbirinden ayırdık

11.05.2008 - 12:20


Ayrılığın nedeni fiyatlardaki önlenemeyen artış

ANKARA - Kuru fasulyenin fiyatı bir yılda yüzde 48.46, pirincin fiyatının yüzde 49.51, sıvı yağın fiyatının ise 65.33 oranında yükseldi.

Türkiye Kamu-Sen'den yapılan yazılı açıklamada, konfederasyonun Araştırma Geliştirme Merkezince yapılan gıda fiyatı araştırması hakkında bilgi verildi. ''Hükümet, Türk insanının damak tadı olan kuru fasulye ve pilav ikilisini birbirinden ayırdı'' denilen araştırmada, şu bilgilere yer verildi:

''Bir yıl önce 3.26 YTL olan kuru fasulyenin fiyatı yüzde 48'lik artışla 4.84 YTL'ye, pirinç ise yüzde 49.51 zamlanıp 3.11 YTL'den 4.65 YTL'ye çıkınca, mutfak masraflarını karşılamayan başta memurlarımız olmak üzere dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız çareyi kuru fasulye ve pilavdan birini sofralarından kaldırmakta buldu. Son bir yıl içinde yağ fiyatlarına da yüzde 65.33 zam gelince bir arada bulunmanın maliyeti dayanılmaz boyuta ulaşan kuru fasulye ile pilava da ayrılmaktan başka çare kalmadı.''

 

IMKB 100

(%)

   

 42.034

0,85

USD

(%)

   

 1,2640

0,00

EURO

(%)

   

 1,9540

0,00

ALTIN (YTL/Gr)

(%)

   

 36,10

0,00

 

 

 

 

 

   
Bugün 10 ziyaretçi (40 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=